Acı tırnak

Tırnakta batma nasıl önlenir? Evde tırnak batması nasıl tedavi edilir? İşte doğal ve bitkisel tedavi yöntemleri

2020.10.01 14:41 sargibezifabrikasi Tırnakta batma nasıl önlenir? Evde tırnak batması nasıl tedavi edilir? İşte doğal ve bitkisel tedavi yöntemleri

Tırnak batması yaygın olarak görülen bir problemdir. Genellikle kalıtımsal olarak ortaya çıksa da bazen yanlış uygulamalar sonucu gelişebilir. Parmakta kızarıklık, ağrı, şişlik ve iltihaplanma gibi şikayetler görülür ve bu sorunlar yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Tırnak bakımı hakkında bazı ipuçlarını sizler için haberimizde bir araya getirdik... Tırnakta batma nasıl önlenir? Evde tırnak bakımı nasıl yapılır?
Hidrofil Sargı Bezi Fabrikası 0507 996 6199 Fiyatları Toptan
Sargı Bezi Fabrikası - https://sargibezifabrikasi.com/
Metronom Müzik - https://www.metronomusic.com/
Akustik Sahne İstanbul - https://akustiksahneistanbul.com/
Kemençe Kursu http://www.kemence.com.t
Tırnak batması sorunu eğer çok şiddetliyse kişilerde ayakkabı giyinmekte zorlanma, çoraplarda kirlenme, apse ve iltihap gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle ayak parmaklarda meydana geldiğinde aşırı ağrılara ve günlük yaşamda zorlayıcı bir sürece neden olabilir. Tırnak batması sorunun önüne geçmek için alınabilecek bazı önlemler bulunur. Eğer tırnak batması önemli ölçüde ilerlemişse cerrahi müdahale gerekebilir. Peki tırnak batması neden olur? İşte tırnak batmasını önleyen bazı ipuçları…

TIRNAK BATMASI NEDEN OLUR?

SIKI AYAKKABI GİYİNMEK
Sıkı ve rahatsız ayakkabılar giyinmek tırnak batmasını tetikleyen en önemli faktördür. Ayak numarasına uygun olmayan ayakkabılar giyinmek, uzun süre ayakta kalmak, ayakları zorlamak tırnak batmasına neden olan başlıca nedenlerdir.
TIRNAKLARI YANLIŞ KESMEK
Tırnak keserken yapılan en büyük hatalardan biri tırnağı çok aşırı ya da derinden kesmektir. Bu tırnağınızın derinize batmasına ve dolayısıyla acı hissine neden olur. Bunun yanı sıra parmağı bir yere çarpma sonucu ortaya çıkan bazı kazalar batık tırnaklara neden olabilir.
MANİKÜR VE PEDİKÜR İŞLEMLERİ
Manikür ve pedikür uygulamaları bakımlı tırnaklar için gerekli olsa da işlem esnasında yapılan sert müdahaleler kadınlarda tırnak batmasının yaygın nedenleri arasında yer alır.
ORANTISIZ UZAYAN TIRNAKLAR
Genetik bir problemden dolayı oluşurlar. Uzayan tırnaklar tırnak yatağına göre daha büyükse tırnakta batma problemi ortaya çıkabilir.
TIRNAK BATMASINI ÖNLEMEK İÇİN BAZI İPUÇLARI
* Tırnaklarınızı kısa kesmemeye özen gösterin. Özellikle köşe kısımlarını keserken tırnağı dik bir şekilde bırakmadığınızdan emin olun. Yan kısımları oval kesebilirsiniz.
* Ayaklarınızı ıslak tutmamaya özen gösterin.
* Ayaklarınızı sıkan dar ve sivri burun ayakkabılardan mümkün olduğu kadar kaçınmaya dikkat edin.
* Dolaşım problemi yaşıyorsanız ya da kendi tırnaklarınızı kesemiyorsanız hijyen kurallarına önem veren bir yerde pedikür yaptırmaya dikkat edin.
* Tırnaklarınız kendiliğinden içe doğru büyüyor ve iltihaplı tırnak batması sorunu yaşıyorsanız bir uzmandan yardım almanızda fayda bulunur.
EVDE TIRNAK BAKIMI
Tırnaklar keratin adı verilen proteinin katmanlarından oluşur. Sağlıklı tırnaklarda soyulma olmaz ve çukurlar oluşmaz. Yani tırnak yüzeyi tamamen pürüzsüz olur. Ayrıca renk değişiklikleri veya lekeler bulunmaz ve tek bir renge sahiptir. Sağlıklı tırnaklar için düzenli bakım önemlidir. Eğer kuaför salonlarında vakit kaybetmek hem de gereksiz para harcamak istemiyorsanız evde tırnak bakımı oldukça kolaydır.
DÜZENLİ TIRNAK KESİMİ
Bakımlı tırnaklara sahip olmak için düzenli olarak onları kesmek gerekir. Bunun için duş sonrası, en iyi zaman dilimidir. Bu sayede tırnaklarınız yumuşar ve dilediğiniz gibi şekil vermek için kolaylık sağlar.
TÖRPÜLEME İŞLEMİ
Tırnaklarınıza şekil vermek için törpü ile saatler boyu uğraşmanıza ihtiyacınız olmadığını unutmayın. Nazikçe şekil verdikten sonra işleminizi sonlandırın. Törpü işlemini aşırıya kaçırmak, tırnaklarınızın zarar görmesine ve çabuk kırılmasına yol açar.
MANİKÜR
Tırnağınızın etrafındaki katikülleri kesmeden önce ellerinizi suyun içinde bekletin. Daha sonra manikür makası ile kalkan, ölü derileri dikkatli bir şekilde kesin. Bu başlarda biraz korkutucu gibi görünse de zamanla çok kolay olacaktır.
NEMLENDİRİCİ KULLANIN
Yumuşak ve güzel görünen eller için nemlendirici kullanmak önemlidir. El losyonu kullandığınızda, losyonu tırnaklarınıza ve tırnak etlerinize sürmeyi unutmayın.
ELLERİNİ KORU
Eğer ev işlerinde ellerinizin zarar görmesini istemiyorsanız eldiven kullanmaya özen gösterin. Sıcak su, deterjan ve her türlü kimyasallardan ellerinizi koruyun.
DOĞAL ÜRÜNLER
Daha hızlı uzayan ve sağlıklı tırnaklar için evde bakım yapmaya yardımcı olacak birçok doğal ürün bulunur. Örneğin: Hindistan cevizi yağı ile tırnaklarınıza ve çevresindeki deriye masaj yapabilir ayrıca limon suyuyla tırnaklarınızı ovarak ve daha yumuşak ve bakımlı ellere sahip olabilirsiniz.
submitted by sargibezifabrikasi to u/sargibezifabrikasi [link] [comments]


2020.09.19 21:52 Nvarajian Olum 2 gündür bir şeyler oluyor

Dün ayak parmağım şişti, bu sabah bidaha çaktım daha da şişti amına koyayım
Bu sabah bi kalktım elim kesilmiş, kağıt kesiği gibi böyle çok yakıyor
Şimdi de el parmağım deli gibi acıyor böyle tırnak kopunca yarrak gibi bi acı olur ya onun gibi bir acı var noluyor amk?
submitted by Nvarajian to KGBTR [link] [comments]


2020.09.17 02:37 LairdLion İLİŞKİ, HAYAT, KİŞİLİK SORUNLARI HAKKINDA

Selam beyler, umarım iyi gidiyordur her şey. Öncelikle bu post uzun olacak, vakti olmayan dostların uğraşmasına gerek yok. Tercihim hayat tecrübesi çok olan abilerimin cevap vermesi aslında. Troll davranacaklar da postu okuduktan sonra zaten ciddi şekilde cevap verirler diye umuyorum, pek taşşak geçmelik bir havada değilim. Şimdiden teşekkür ederim.

Genel olarak sorunlarım çok küçük yaşlarda başladı. Maddi anlamda ailem tamamen dipteydi diyebilirim. Orta okulun yarılarına kadar da aynı şekilde devam etti; okula haftalık bir kaç lirayla giderdim, o şekilde bir durum. Tabii bu durumda pek fazla bir şey alınarak, mutlu mesut yetiştiğimi söyleyemem. İki halam, yatalak bir babaannem ve ebeveynlerim ile büyüdüm. Anne ve babam sinir hastalıklarından dolayı yıllardır bir psikiyatri doktoru ile yakınlar, küçük yaşlarda çoklu kişilik bozukluğu ile tanıştım; o doktor sağ olsun ilerleyen yaşlarıma kadar ağır ilaçlar kullanmamı engelledi. Lakin zaman geçtikçe ben bozukluğa alıştım, dışarıya bunu yansıtmayı kestim. Beni tanıyan çoğu kişi bu bozukluğu bilmez bile, o derece kapattım kendi içime. (Bilmeyenler için çoklu kişilik bozukluğu birden fazla kişiliğiniz olmasına sebep oluyor. Çoğu vakada kişilikler birbirinden bağımsız, hatta anıları bölünmüş halde oluyorlar. Benim durumum bundan bir nebze farklıydı, tamamını açıklayacak enerjim yok maalesef :) .) Neyse, orta okulda görebileceğiniz en itici tiptim, erken ergenliğe girmemden kaynaklı boyum çok erken attı, tüm yüzüm sivilcelerle doldu ve daha kötüsü büyük bir burnum vardı. Ama nasıl bir burun, yüzümün yarısını kaplıyordu neredeyse. E bu durumlardan dolayı çoğu kişinin dalga geçtiği bir tiptim; tüm bunlar birleşince bir zaman sonra pasif agresiflik tanısı da konuldu. Orta okul benim için en boktan dönemlerimdi belkide. Ama önemli olan kısım bu değil, sadece fikriniz oluşsun diye açıkladım.

Orta okulda, gittiğim dershanede bir kız ile tanıştım. O dönemde çoğu kişinin ağzının suyu akardı kızı görse ama hem bozukluğum sebebi ile hem de o dönemler hiçbir şey umurumda olmadığından yakın birer arkadaş olduk. Cidden söylüyorum, hayatımda gerçekten güvendiğim tek insan oldu. Ve aklımdan bir kez bile sevgili mevzuları, cinsellik falan geçmedi. Dediğim gibi bütün erkeklerin bir ortamda gözünü alamayacağı bir tipti ama benim için öz kardeşim oldu. Zaten tek çocuk olduğumdan her zaman yalnız büyümüştüm, kafamda dönen sesler ve gördüğüm şeyler yüzünden hiç kimseye değer verecek enerjim olmazdı. Neyse, bir ortamımız vardı bizim. Bu kız da normale göre fiziği daha göze çarpan ve crop-top gibi açık şeyler giymekten çekinmeyen biriydi. Normalde bu arkadaş grubum ile bir alakası yoktu bile, aynı kursta idik ama kursta toplasan 40-50 kişi olduğundan millet tanışıyor eninde sonunda. Zamanla o kız da bu gruba girdi ve herkes toplu muhabbet etmeye başladı, yakınlaştı derken adına D diyeceğim bir arkadaş ve ortamdaki neredeyse çoğu erkek kızın arkasından ileri geri konuşmaya başladı. Bir süre sonra kızın yüzüne bile sekreter, orospu falan dediler. Ben de D'yi bir köşeye çekip bu konuyu konuştum. Yaptığını açıkladım, yanlış olduğunu söyledim. Ve açıkça bir daha yaparsa belasını sikeceğimi de ekledim. Neyse, gülüp geçti falan, konu kapandı. Aradan bir kaç gün geçti, yine kıza kaşar dedi ben de çıkışta bunu bir marangoza sokup yumrukladım. Çenesi yerinden çıkıyordu neredeyse, o derece bir durum. Sonra kıza da olayları anlattım ve böyle tiplerle konuşmasını istemediğimi, ya beni ya da ortamı seçeceğini söyledim. O da ''Bana kimse kimin yanında olacağımı söyleyemez diye bir cevap verdi. Ben de pekala dedim, siktirip gittim. Sonraki bir ay hayatımın en boktan dönemiydi. Bu durum benim hayata bakış açımı tamamen bozdu. Gerçekten, bu olaydan sonra bir daha kimseye güvenemedim ve güvenmeyeceğim. Aynı zamanda oldukça kötü bir kriz geçirip sabah çarşafım kanlı, sırtım tırnak izleriyle uyanmama da sebep oldu; bundan sonra çoklu kişilik bozukluğum iyice hayatımı sikti.

Anlattığım olaydan sonra dediğim gibi kimseye bir güvenim kalmadı. Okuldaki ortam bok gibiydi, ailem maddi olarak çöküyordu, bundan dolayı manevi olarak da sorunlar ortaya çıkıyordu. En sonunda halam babama, babam halama saldırdı; çok fazla detaya girmek içimden gelmiyor bu konuda, kusuruma bakmayın. Tipim desen zaten iğrençti, bunalmıştım her şeyden. Hayatımın en ağır dönemini geçirdim, kafama silah dayayıp uyuduğum geceler oldu. Lakin zaman her acıyı bastırıyor bir şekilde işte. İşin sonunda lise başladı, ben de tamamen değiştim. Yüz yapım, vücudum da aynı şekilde çok abartı bir duruma geldi. Küçüklüğümle şu anımı yan yana koysam benzetemezsiniz, o derece. O dönemden sonra hayatımda isteyip elde demediğim kimse olmadı. Bundan sonra da olacağını düşünmüyorum açıkçası. Lakin, lisede bir sevgilim oldu. Yaklaşık 1,5 yıl devam etti ilişkim. Görebileceğiniz en doğal ilişkiydi belki de. Altı ay boyunca mükemmel ilerledi, lakin zaman geçtikçe sorunlar beni boğmaya başladı. Lakin onun üzerine yine devam ettim. Altı ayın üzerine sekiz, dokuz aydan fazla işkence çektim ama bırakamadım. Her şeyimi verdim. Zaten lise başlangıcı benim hayatımın ters döndüğü bir dönemdi. Maddi olarak muazzam bir hale geldim, manevi sorunlar umurumda olmadı, notlarım zaten her zaman çok yukarıdaydı vs. Bu kız benim belki de gerçekten sevip değer verdiğim tek sevgilim oldu. İşin sonunda dayanamayacak noktaya gelmiştim, psikolojim iyice bok yolundaydı ve kızın benim ona verdiğim değerin bir gramını geri vermediğini düşünmeye başlamıştım. En sonunda uyarmama rağmen bir kaç şey daha yaptı ve o anda kesip attım. O ana kadar o kadar fazla kez ayrılacağımı söylerdim yakınlarıma ki, bilemiyorum yani... O noktadan sonra kıza karşı hiçbir şey hissetmedim, ne öfke, ne kin, ne umut. Kesip attım sadece. İlerleyen altı ayda kız acı çekti, sonunda unuttu gitti. Kıza da E diyeceğim buradan itibaren.

Bunun üzerine kardeşim dediğim bir çocuk altı, yedi ayın sonrasında bu E ile ilişkiye başladı. O da koymadı, sonuçta kızın hayatını siktiğimi hissediyordum/hissediyorum hala. Onun üzerine yine ciddi bir ilişki yapmayı denedim ve yanı şey ile sonuçlandı. Ben kızı sıktım, her şey rayına oturana kadar her şeyimi ortaya koydum ve düzeldiğinde ben de tükenmiştim, sıkılmıştım. O da ufak bir şey yaptı ve ondan da ayrıldım.

Şu an yine aynı boku yiyorum. Ciddi ilerleyen bir ilişkim var ama bunaldım. Her şeyi yoluna sokmuş olsam da yine tükendim. Lakin fark etmeye başlıyor insan; ben tükenip dursam da işin sonunda kıza yine üzülüyorum. Doğru düzgün konuşsam anlamayacağına yine eminim. Lakin artık bu tarz ilişkiler yürütecek bir kişi olduğumu düşünmüyorum. Her anlamda dengesiz birisiyim. Kafamın içinde bir milyon şey dönüyor. Gece üzgünüm, sabah sikimde değil, akşam çöküyorum. Böyle bir döngünün içindeyim. Artık aynaya baktığımda kim olduğumu anlayamıyorum. O kadar fazla harcadım ki kendimden, o kadar ödün verdim ki aslında kim olduğumu bilemiyorum. Yoruldum ben dostlar. Gerçekten bunaldım. Hem bu durumdan; nasıl kendime tekrar döneceğimden hem de bu ilişki konularını ne yapacağımdan bihaberim. Bu anlamda benzer şeyler yaşamış olanlarınız vardır eminim. Fikirleriniz, yorumlarınız önemli benim için.

Burada anlatmadığım bir çok şey de var, hala beni etkileyen. Namaz kıldıran birinden bir anda inancını kaybetmiş bir insana dönüşmemden tut, egoist birinden kendine saygısız birine dönmeme kadar binbir konu var daha. Her şeyi yazamadım, yazamam da. Şimdiden yardımcı olan, fikir veren herkese teşekkür ederim. Esenlikler.
submitted by LairdLion to KGBTR [link] [comments]


2019.10.23 12:30 HasanHuseyinErten Fantastik Evren Hikayelerim

Fantastik Evren Hikayelerim
Daha önceki haritalı gönderimde evrenin içerisinde dönen şeyler hakkında yazdığım yazıları paylaşacağım demiştim. Bugün sizlere bir yazımı sunmak istiyorum. Üşenmeyip yazıyı okursanız, eksiklerimi ve düzeltmem gereken yerleri söylerseniz mutlu olurum.
(art alıntı)
Uluşehir Şövalyesi Guroes
(Şans Şövalyesi)
Uluşehir’de Jesamos kralını korumak ile yükümlü olan, uzun kumral saçlara, ortalama boya ve kiloya sahip olan Guroes, Kral 2. Srallon Jesamos’a 7 yıl boyunca kesintisiz hizmette bulundu. Ölene kadar Kral 2. Srallon’un hep baş ucunda oldu. Kral Srallon Uluşehir kalesinde, yatağında boynuz hastalığından öldüğü zaman, Kralın baş ucunda duruyordu.
Kral 2. Srallon öldükten sonra yerine geçen Srallon’un küçük kardeşi Rolfred Jesamos, Guroes’in Kral 2. Srallon’a hizmetlerini yetersiz buldu ve Kralı koruyamadığı gerekçesi ile Şövalyeliği bırakmasını istedi. Guroes yeni Kralın isteğini çeviremeyeceğinden dolayı onurlu bir şekilde Jesamos Şövalyesi zırhını ve kılıcını Kral’a teslim ederek Şövalyeliği bıraktı.
Jesamos kalesini terk edip, şövalyelik yaptığı zamandan kazandığı paralar ile Uluşehir demircisine kendisi ve atı için sarı ve mavi işlemelere sahip, güçlü bir zırh yaptırdı. Üç günün ardından kendisi ve atı için istediği zırhı demirciden teslim alan Guroes, babasından yadigar kalmış olan bir asır öncesine ait Jesamos Şövalyeleri için dövülmüş, çift elli, kırmızı saplı ve at görünümlü topuza sahip büyük kılıcı da alarak Uluşehir’i terk etti.
Kendisini Loswiantes yollarına atan Guroes, uzun bir seyahatin ardından Ardıçlı köyüne giden yolda bir mağara keşfetti. İçinden bir ses mağaraya girmemesi gerektiğini söylerken, diğer bir seste mağaraya girmesi için ısrar ediyordu. Ağır basan taraf mağaraya girmesi yönündeki sesi dinlemek oldu. Atını mağaranın dışındaki mor yapraklı çınar ağacına bağlayarak, mağaraya girdi. Zifiri karanlık olan mağarada hiçbir şey görünmüyor, sadece tepeden düşen taş sesleri duyulabiliyordu. Mağaraya girmeden önce atından aldığı ufak meşalesini yakarak mağaranın derinliklerine doğru ilerlemeye başladı. Mağarada ilerledikçe kafasına düşen ufak taş parçalarına aldırış etmemeye başladı. Meşalesinin ateşi yavaş yavaş hafifliyor iken, kendisine yakın bir yerden gelen çiğneme seslerini duydu ve meşalesini o tarafa doğru tuttu. Sönmeye yakın meşalenin saçtığı yarım aydınlık ile net olmasa da insan eti yiyen, uzun mor saçları, parlayan kırmızı gözü, kadınsı solmuş vücudu, uzun sarı tırnakları ve dişleri olan, kambur gibi beli kırık şekilde duran bir canavar gördü. Canavarı görür görmez elindeki meşaleyi yere attı ve sırtında duran çift elli kılıcını kavrayarak önüne doğru çekti. Yerde iyice hafifleyen meşalenin ateşinin saçtığı düşük aydınlık yüzünden, fazla görüş sağlayamadan üzerine doğru gelen canavarı karşılamak için pozisyon aldı. İlk önce hafif adımlar ile ilerleyen canavar bir süre sonra çok hızlı bir şekilde Guroes’in üzerine atladı ve uzun tırnaklarını Guroes’in zırhına geçirdi. Guroes’in zırhının sırt kısmının bir bölümü delindi, Guroes bu saldırıyı yara almadan atlatsa da telaşlanmaya başladı. Canavar tekrardan hamle yapmak üzere Guroes’in üzerine atladı, ancak bu sefer Guroes saldırıyı önleyerek canavarı geriye doğru itti ve düşmesini sağladı. Yerden kalkan canavar tekrardan Guroes’in üzerine atladı, Guroes hızlı hareket edip saldırıdan kaçtı ve kılıcı ile canavarın sırtında yara açtı. Acı içinde bağıran canavar öfkelenmiş olmalı ki, hızlıca karşı saldırı yaparak Guroes’in koluna bir tırnak darbesi daha attı. Guroes’in zırhının kol kısmı delindi ve kolunda derin bir kesik oluştu. Guroes kolundan kanlar akarak savaşmaya devam etti. Guroes canavarın birkaç hamlesini daha püskürttükten sonra, üzerine son bir saldırı yapan canavarın karnını sert bir kılıç darbesi ile deldi. Canavar aldığı derin darbenin ardından sırt üstü yere düştü, Guroes yere düşen canavara baktı ve canavarın yeşil iç organlarının bir kısmının yere düştüğünü gördü. Canavarın öleceğini düşünerek bir süre canavarın uzağında bekledi ve öldüğünü düşündükten sonra canavarın yanına gitti. Canavara iyice yaklaşan Guroes, ölüp ölmediğini kontrol etti, canavar Guroes ona yaklaşınca onu son bir kez daha sivri, uzun ve sarı dişleri ile ısırarak yaralamak istedi. Guroes hızla kendini canavardan çekti ve kılıcını dik bir şekilde yerde yatan canavarın kafasına sapladı. Kılıç darbesi ile beyni akan canavar son nefesini verdi. Guroes ilk önce ölü canavarın tırnaklarını çekip çıkartarak beline bağladığı küçük deri çantasına attı. Daha sonra canavarın üzerindeki yırtık pırtık ceketin ceplerini aradı, sadece bir gümüş bulabildi ve alıp almamak konusunda kararsız kaldı. Hemen düşündükten sonra gümüşü aldı ve hiç bakmadan cebine attı. Az önce canavarın kafasına sapladığı kılıcını sertçe çekip, sırtındaki kınına koydu. Beyni akmış, yeşil dili yanağının kenarından yere değen ölü canavara son bir kez daha baktı ve yerde duran, neredeyse sönecek vaziyette olan meşalesini aldı ve mağaradan çıkmak için geldiği yoldan geri gitti. Mağaradan çıktıktan sonra tamamen sönmüş olan meşalesini yere attı ve atının yanına gitti. Atını bağladığı mor yapraklı çınar ağacın altında bir süre soluklandı. Biraz soluklanıp dinlendikten sonra kolundaki yaraya bakım yapmak için zırhını çıkartarak ağacın altında ateş yaktı. Üzerindeki kırmızı ve yeşil kanları bir bez parçası ile silerek, yaktığı ateşte kılıcını bekletti. Kılıcı ateşte beklediği sırada, atının eyerinden çıkarttığı alkolün tamamını kolundaki yaraya döktü. Ağzına bir bez parçası geçirip dişlerini sıktığı sırada, ateşte bekleyen kılıcını yaranın üzerine bastı. Kılıcı bir süre yaranın üzerinde beklettikten sonra ağzındaki bez parçasını koluna sarıp zırhını tekrar üzerine geçirdi. Az önce girdiği mağaranın dışındaki ağacın altında atı ile birlikte bir gece geçirdi. Uyumadan önce canavardan çıkarttığı tırnakları atın eyerinden aldığı ufak ipe geçirerek kendisine bir kolye yaptı. Kolyeyi kafasından aşağıya geçirdikten bir süre sonra uyudu.
Geçirdiği uzun gecenin ardından zırhına bakım yaptırmak ve bir süre dinlenmek için, mağaraya en yakın yerleşim yeri olan Ardıçlı’ya doğru yola koyuldu. Ardıçlı’ya geldiğinde Ardıçlı demircisine tamir etmesi için hasarlı zırhını bıraktı ve Ardıçlı hanına gitti. Bir şeyler içip handa kendisine bir haftalık oda kiraladı.
Ardıçlı köyünde geçirdiği vakitlerinde, handa yazı tura atılan bir şans oyunu oynadı. Canavarın üzerinde bulduğu, üzerinde eski işlemelerin bulunduğu gümüş ile yazı tura attı ve oynadığı her oyunu kazandı. Gümüşün büyülü olduğunu düşünen Guroes, bu gümüş sayesinde yüksek miktarda paralar kazandı.
Guroes hayatının geri kalanında bu gümüşü sıklıkla yazı tura atarak, önemli şeylerde karar verirken kullandı ve gelecekte yapacağı şeyler konusunda bu gümüş ile karar vermeye başladı. Şimdiye kadar yaptıklarına bu gümüşte çıkan yüz ile karar verdi ve gümüş Guroes’ı asla yanılgıya düşürmedi.
Guroes’a bir süre sonra yaptıklarına bu büyülü gümüş ile karar verdiği için “Şans Şövalyesi” denildi. Guroes’de bu gümüşe, gümüşün üzerindeki eski işlemelere uygun olacak şekilde eski bir isim düşündü. Gümüşe eski dilde şans anlamına gelen “Ouriol” ismini verdi.

https://preview.redd.it/3sl4ywizp9u31.jpg?width=1654&format=pjpg&auto=webp&s=5e3cb9a9f9e5d97e0217f0e82b9e52188c73d897
submitted by HasanHuseyinErten to KGBTR [link] [comments]


2015.11.29 20:47 lgbtifm LİSTENİN İSİMSİZLERİ

Yıllar sonra en yakın arkadaşımla birlikte okuduğumuz ortaokulu ziyarete gittik, sınıfımıza uğradık. Oturduğumuz sıralarda yeniden oturduk. Bizden üç-dört yaş küçük öğrencilerle ders dinledik. Orada geçirdiğim her anı yeniden yaşıyormuşum gibi incelemeye başladım etrafı. Pencereden görünen çam ağacının altına gömdüğüm sınıfta kullandığımız ilk renkli tebeşiri, kalorifer peteklerinde kuruttuğum eldivenlerimi, Betül’ün soluk mu soluk sarı tenini, diyabet hastası Ayşe’nin söylediği “Cerrah Paşa” adlı şarkıyı, Ahmet’in sulu, edepsiz şakalarını, Mustafa’nın matematik öğretmenimiz Burcu Hoca’ya küfür etmesini, Ali’nin aldığımız her yiyecekten biraz aşırmasını… Hepsini hatırladım. Futbol oynamamak için sürekli “Ayağımda tırnak batması var.” deyişimi, en iyi arkadaşımın, voleybol oynuyor diye dayak yiyecek olmasını, sadece ikimize takılan lakapları, beden eğitimi öğretmenimiz Muzaffer Hoca’nın dikkat çekici, dar eşofmanlarını bile hatırladım.
Teneffüs zili çalınca sınıfın her köşesine biraz göz geçirdik. Hatırladıklarımızdan bahsettik birbirimize. Sonra duvara kazınmış bir liste gördük. Bizim sınıfın, sanırım okulun son günü kazıdığı on beş kişilik sınıf öğrencileri listesiydi. Liste kategorize edilmişti, aynen şu şekilde;
SINIFIN KIZLARI:
Merve V.
Büşra
Betül
Ayşe
Hilal
Merve A.
Kübra
SINIFIN ERKEKLERİ:
Ali
Mustafa
Ahmet
Okan
Cengiz
Fatih
 SINIFIN TOPLARI 
Bir Lakap (Ben)
Bir Lakap (En Yakın Arkadaşım)
İsimlerimiz yoktu o listede, sadece lakaplarımız vardı; yazmaktan bile çekinmeme sebep olacak kadar rahatsız edici “lakaplarımız”. Listeye öylece bakarken utançtan yerin dibine girdim. 4 yıl boyunca bu sınıfta okuyan her öğrenci, her gün bu listeyi gördü. Kimse bu listeyi yok etmedi, kimse bunu rahatsız edici bulmadı. O liste ünlü bir ressamın, başarılı bir eseriymişçesine yıllarca orada öylece durdu. Bir şeyin farkına vardım. Biz kendimizi yeni yeni öğrendiğimiz on sekizli yaşlarda dışlanmaya başlamamıştık. Hep dışarıdaydık, daima ötekileştirilmiştik. Bizi kendilerine yakıştırmıyorlardı. Yoksa neden hiçbir kışkırtıcı hareketimiz olmamasına rağmen bizden nefret ediyorlar, lakaplar takıyorlardı ki? O listede neden hepsinin adı yazılıyken bizim lakaplarımız yazılıydı? Onlardan farklı ne hissediyor, ne yaşıyorduk? Hiçbir şey. Birçoğundan daha iyi kalpli, daha anlayışlı, daha hoşgörülü, daha merhametliydik hatta. Başarılıydık. Bunlar nefret edilesi şeyler değil. İşin en ilginç tarafı birileri daima bizden/kendimizden daha önce fark ediyor homoseksüel olduğumuzu. Biz çok sonradan öreniyoruz bunu. Çünkü kaçıyoruz, korkuyoruz, saklanıyoruz bu duygulardan. Sırf toplumda bir ismimiz olsun diye. Aynı rahimden çıkmamıza rağmen kabul gören heteroseksüel kardeşimizle aynı kefeye koyulalım diye. Aslında kendimizi kabullenince de pek bir şey değişmiyor. Yine kaçıp saklanıyoruz, lakaplar yerini takma ya da sahte isimlere bırakıyor. Kendi zihnimizin ürettiği bir savunma aracı olarak… Bir zamanlar üzerimize yağdırılan o ucu zehirli kurşun gibi vücudumuzu delip geçen, sonrasında derin bir acı veren lakaplar bu kez takma isimler olarak elimizde bir kalkana dönüşüyor, bir savunma sistemine, bir görünmezlik pelerinine. İşte bu da bizim oyunumuz. Sürekli oynadığımız, zerre kadar keyif almadığımız, resmen bir zorunluluk olmuş “saklambaç oyunumuz”, bitmek bilmeyen, acilen bitmesi gereken…
Eminim, görüyor, hissediyorum. Hepimiz duvara yaslanmış geri sayan, saklanmayı bize zorunlu koşan, homofobik ve sözde yardım sever heteroseksüellerin tam arkasında bekleyip saymayı bitirmesini bekleyeceğiz. Arkalarını döndüklerinde kimsenin saklanmadığını görecekler. Soru sormalarına gerek kalmadan anlayacaklar ki “Biz bu oyundan çok sıkıldık.”
Siz de emin olun, öyle bir gün gelecek ki; hiçbir LGBTİ bireyi, çeşitli nedenlerden dolayı takma isim kullanmak zorunda kalmayacak. Çünkü bu gün takma isim kullanmak zorunda kalmış biriyim. Görünmezlik pelerini sandığım bu işkence torbasından kurtulmak için elimden geleni yapacağım. Yanında yürüyeceğim ve yanımda olacak insanlar olduğunu biliyorum. Uzattığınız eli tutmaya hazırım. Son saklambacın geri sayımı başlasın.
YAZAR : SOL’UCAN
submitted by lgbtifm to lgbtifm [link] [comments]